Bazen olur öyle. Her şey üst üste gelir. Bir çıkış yolu bulamazsın,nefes alamadığını hissedersin,duvarlar üstüne üstüne gelir. Her şeyin daha da kötü olacağına inanır, farkında bile olmadan, vazgeçersin yaşamak için çabalamaktan.Konuşmak,yemek yemek,kitap okumak bir şeyler izlemek bile gelmez içinden.Her yeni gün, seni hayata bağlayan hedeflerin için bile, çabalamak istemezsin. Hayat inişli çıkışlı bir merdiven,böyle günler hepimizin başına gelir,gelmiştir gelecektir de. Bazılarımızın inişleri uzun süreli olabilir, ders biz öğrenene kadar devam eder sonuçta.En dibi en karanlığı görmeden öğrenemediğimiz zamanlar olur. Olur ya hayat bu. Hayatımın böyle bir döneminde, yalnızca "dert yan-ağla-uyu" üçgeni ile geçiyorken zamanım, bu durumdan nasıl kurtulabilirimin yollarını düşündüm bir süre. İlk önce bu durumu kabullenip duygularımı yaşamayı denedim. Üzüntüyse üzüntü,öfkeyse öfke,sinirse sinir hepsine izin verdim. Kendimi sakinleştirmeye,moralimi düzeltmeye çalışmadım. Sadece anda kalıp o anki duygularımdan öğrenebileceğim,öğrenmek istediğim ne olabilir diye düşündüm. Konuşmak istemiyorsam konuşmadım,yemek yemek istemiyorsam yemedim,ağlamak istiyorsam ağladım. İstemediğim hiçbir şeyi yapmadım.Sanırım bu 3-4 gün sürdü. Duygularıma izin verdikçe ve onlardan öğrendikçe gördüm ki aynı anda hem kırgın hem mutlu olabiliriz. Aynı anda bir şey için öfkelenirken, başka bir şey için sevgiyle dolabiliriz. Sadece olumsuz duygularımıza takılı kalıp küçücükte olsa zihnimizde yer edinmeye çalışan olumlu duygularımızı görmezden gelmezsek eğer bu buhranlı hali daha kolay atlatabiliriz diye düşündüm.Ve ben böyle düşünürken İstanbul beyazlara büründü. Kar her şeyi güzelleştirdiği gibi karanlık düşüncelerimi,olumsuz zihnimi de güzelleştirdi. Kirli olan her şeyi örttü beyazlığıyla. Can çekişen olumlu duygularıma can suyu oldu adeta. Beni kendimle barıştıracak kardan daha güzel bir şey varsa o da karlı yollarda kayıp düşmemek için koluna girip yürüyebileceğim bir dosttur herhalde. Biz de öyle yaptık. Canım Esoşum ile yürüdük en sevdiğimiz yerlere. Kürkçü dükkanım Vefa'ya,Kalenderhane Kütüphanesi'ne ve Canım Süleymaniye'ye.
Öyle sanıyorum ki, Süleymaniye'nin eşsiz güzelliklerine ve büyüleyici manzarasına açılan kapıdan içeri girip de, dünyanın en sakin insanı olmayan yoktur heralde. Ben de öyle oldum işte. Tarihi yarımadada yürümeye devam ettik dostumla. Sultanahmet'te bir kahve molası verip,Gülhanede közlenmiş mısırlarımızdan,ağızlarımızda kalan köz tadıyla sonlandırdık güzel yolculuğumuzu.
Bu yolculuktan neler mi öğrendim ? Bir daha olumsuz duygulara kapılırsam ne yapmam gerektiğini, bir dostun bir hayatı nasıl güzelleştirebildiğini, iyi insanları,işini iyi yapan insanları görmenin bana ne kadar iyi geldiğini öğrendim. Belki depresif duygular hissetmemek elimizde değil ama o duyguları besleyip beslememek bizim elimizde. İçimizdeki iyilik ve kötülükten hangisini beslemek istediğimizi seçtiğimiz gibi tıpkı. Olumsuz duygularımızın yeterince akmasına izin verdikten sonra hep olumlu duygularımızı ve iyi tarafımızı besleyelim lütfen. Herkes için yeterince zor olan hayatı daha da zorlaştırmak yerine birbirimiz için kolaylaştıralım. Sözlerimi Ali Ural'ın en sevdiğim kitabından bi alıntı yaparak bitirmek istiyorum. Beni hiç yalnız bırakmayan canım dostlarıma gelsin.
"Sevgili Dost,
Sen lazımsın bana ve önemlisin hadiselerden. Çünkü büyük bir olaydır dostluk. Çok büyük."





Dostum dostum güzel dostum yine harika tarif etmişsin ba yıl dım🦋
YanıtlaSilCanım canım canım kardeşim 💘💘💘
SilCanım Sima yine döktürmüşsün 🥺🥺🥺❤
YanıtlaSilCanıım Nisoşumm 💘💖💘💖
Sil