Blogumun hakkında kısmında yer alan "Gece gündüz kpss çalışması gereken zamanda blog açan bir insandır kendisi" yazısına ithafen neredeyse 5 yıl süren kpss maceramı anlatmak istiyorum. 2019'da kpss'ye ilk girişimde kpss çalışmak yerine gezip tozmayı ve yemek yemeyi tercih ettim. Hiç pişman değilim. O yıl çalışsaydım %90 atanırdım herhalde ama yine olsa yine çalışmam. 2019'un sonunda mezun olup evde ders çalışmak zorunda kaldığım için uzun süren bir depresyona girdim. Neredeyse 17 yıl süren eğitim hayatım bitmiş ve beni eve kapatmışlar da kapana kısılmışım gibi hissettim. Herkes dışardayken ben neden evde ders çalışmak zorundayım diye hayıflandığım günleri hatırlıyorum. Hay dilini eşek arısı soksun diyebilirsiniz çünkü bu hayıflanmamdan 1-2 ay kadar sonra pandemi başladı ve herkes evlere girmek zorunda kaldı. Pandemi psikolojisini anlatmama gerek yok zaten dünyadaki herkes o kötü günleri yaşamak zorunda kaldı. Sınav ertelendi. Ben her gün bu sınava giremeyebilirim bile korkusuyla ağlayarak ders çalıştım. Her yönden hayatımın en huzursuz günleriydi. Bir ara kendimi yemek yapmaya verdiğim keyifli günler de geçirdim tabii ki. Nasıl olsa sınav ertelenmişti ve hayat artık yarını düşünemeyecek kadar belirsiz ve korkutucuydu. Deli gibi ders çalışmamın bir anlamı var mıydı ki? Varsa bile o an benim için yoktu. Ben de yavaşladım. Ama biraz fazla yavaşlamışım. Konularımın çoğu bitmeden sınava girmek zorunda kaldım. Ona rağmen 77 aldım. Sıralamam 2 binlerde. Önceki sene 1300 kişi alınmış. Bu sene önceki seneden daha büyük bir alım olsa neden atanmayayım ki. Evet gerçekten 77 puanla atanabilirim diye umudum vardı. Biraz hayalperest bir insanımdır ✍🏻 kontenjanlar açıklandı bize verilen sayı 155.. ilk başta herhalde bir rakamı yazmayı unuttular falan diye düşündüm çünkü önceki dönem 1300 alan bölümden birden 155e düşüş çok saçma olurdu. 77 puan-2 bin sıralama ile atanabileceğini umut eden Sema 20 katlı bir binadan düşmüş gibi oldu. 1 ay boyunca kendime üzülmek için zaman tanıdım. 1 ay sonra tamam dedim bu sene yeniden hazırlanıyorum ve bu sefer kesin olacak. Bomba gibiyim inancım tam, çalışma isteğim tavan. Ertesi gün korona testimiz pozitif. Tamam diyorum tamam bunlar beni yıldıramaz eğer atlatır da yaşarsam hemen ders çalışmaya devam ederim. Bir sancılı sürecin daha sonuna geliyoruz. Yavaş yavaş toparlayıp ders çalışmaya geri dönüyorum. Bir yandan da çömlek kursuna gidiyorum ama beceremiyorum. Olsun yine de çok iyi geliyor. Korona yasakları kalktıkça gezmemi de ihmal etmiyorum. Hem geziyorum hem ders çalışıyorum hem kitap okuyorum hem dizi, film izliyorum. Kpss çalışmama rağmen seviyorum bu hayatı yani. Sınav yaklaştıkça ağlama eşliğinde ders çalışmalarım artıyor. Netlerim artmıyor diye ağla, konularım yine mi bitmeyecek diye ağla, coğrafya çalışmayı bitirince Bayram Meral'in veda videosu için ağla.. Bunlar ağladıklarım arasında en mantıklı olanlar, varın gerisini siz düşünün. Bazen çok umutsuz oluyorum ama bir yanım hep inanıyor bu sene olacak diyor. Kpss öncesi kendimi denemek için üniversite sınavına giriyorum ve 4 bin sıralama yapıyorum. Sonra kpssye giriyorum 79 puan 868 sıralama yapıyorum. Puanım 80 değil diye çok üzülüyorum. Keşke 80 olsaydı bakın hala içimde ukte kaldı. 155ten dolayı çok umutsuzum ilk 100e girmeden bu iş olmayacak gibi diyorum ama kendimde ilk 100e girecek kadar çalışacak potansiyel yok maalesef. Bir yanım hala çok inanıyor ama o yanım hayalperest yanımdır diye o inancımı susturuyorum. Çok inanmıştım halbuki hani inanmak başarmanın yarısıydı ama başaramadık bak diyorum. Evde kalıp ders çalışma kotamı doldurdum artık başka bir şey yapmam lazım ama ne ? Mesela yeni bir bölüm okuyup öğrencilik hayatıma geri dönebilirim diye düşünüp Yıldız Teknik Üniversitesi-Okul Öncesi Öğretmenliği yazıyorum. Sanırım ilk 2 hafta okula gidiyorum ama öğrencilik hayatının hiç bana göre olmadığını anlıyorum. Ders anlatmam gereken yerde ders çalışıp ödev mi yapacağım şimdi diye ağlıyorum. Öğretmenler günü yaklaşırken öğrencisiz geçireceğim bir öğretmenler günü diye kahroluyorum. Sonra ücretli öğretmenlik yapma fırsatım oluyor hem de 1.sınıf . Normalde ücretli öğretmenlik sistemine çok karşı biriydim, hele branş dışı olursa hakka giriliyor resmen diye düşünüyordum. Sonra düşündüm taşındım kendimi geliştirmek için uğraşırsam ve öyle yaparsam neden hakka gireyim ki. Evet diyorum yapacağım ben bu işi yoksa kendimi berbat hissetmekten asla kurtulamayacağım. Öğretmenler gününden 2 gün önce 22 Kasım'da meslek hayatıma başlıyorum. 41 öğrencim var, 12 tanesi yabancı çoğu Türkçe bilmiyor, beni anlamıyor bile. Sıraya geçmeyi bilmiyorlar, sınıftan çıkarken çantasını toplamayı bilmiyorlar, sınıfı sürekli su gölü haline getiriyorlar, montlarını giymeyi bilmiyorlar. Derste sessiz olması gerektiğini anlayamıyorlar. Müdürümüzün odası tam sınıfımın karşısı. Sınıftaki ses yükseldikçe kendimi baskı altında hissediyorum. Ama 41 kişilik bir sınıfta nasıl ses olmasın ki bunlar çocuk daha diyorum. O kadar çok zorlanıyorum ki. Hakkıyla öğretebilecek miyim gerginliği ayrı, 41 çocukla nasıl baş edeceğim gerginliği ayrı, beni hiç anlamayan öğrencilerimin olmasının gerginliği ayrı... Çocuklara montlarını giydiriyorum, yemek saatinde açamadığı paketleri açıyorum.Yıllardır hayalini kurduğum öğretmenlik mesleği bu muymuş Allah'ım diyorum. Sıraya girmelerini öğretmek için kendimi paralıyorum. Sonra bir gün bir bakıyorum öğrencilerim inci gibi sıraya giriyorlar artık. O an ki mutluluğumu anlatacak kelime bulamam. Utanmasam sıraya girdiler diye sevincimden ağlayacağım. Hepsine de küçük bir hediye alıp dağıtıyorum. Sonra yavaş yavaş yaptığım her şeyi sevmeye başlıyorum. Yemek saatinde her şeyi bana açtırmaya geliyorlar onu bile seviyorum. Zevkle ve mutlulukla yapıyorum. Miniklerin dünyasına eşlik etmek öyle güzel geliyor ki bana Allah'ım acaba sınıf öğretmenliği mi okusaydım diye içimden geçiriyorum. Ama çok çok yoruluyorum. Aldığım parayı yazmama bile gerek yok annemler o kadar para için çalışılır mı boşver diyorlar. Ben bedava bile olsa çalışırım diyorum. Çünkü anlıyorum ki bir şeyler anlatmak, öğrencilerin öğrenme süreçlerine eşlik etmek kadar beni mutlu eden başka bir şey yok. Onlardan da çok şey öğreniyorum. Öyle böyle yarıyıl tatili gelmiş bulunuyor. Tatil bitince okuma bayramı yapmayı planlıyorum heyecanlıyım o yüzden. Tabii ben böyle planlar kurarken hayat benim için başka planlar kuruyor. Bir öğreniyorum ki yerime biri atanmış. Dünyam başıma yıkılıyor tam anlamıyla. Kalbimin kırılma sesini hissedebiliyorum olur ya öyle. Tam alışmışken öğrencilerim elimden alınmış gibi hissediyorum. Ama sonuçta ücretli öğretmenlik bu. Bunu göze alarak başlamıştım da bu kadar çabuk olacağını tahmin etmemiştim. Her yerime hayal kırıkları batar bir halde otururken müdürüm yanına çağırıyor ve başka bir okulda açık olduğunu beni oraya yönlendireceğini söylüyor. İçimde tekrar bir umut ışığı yanıyor Allah'ım diyorum yeni öğrencilerim mi olacak şimdi. Hemen okulla görüşmeye gidiyorum. Kapıdan içeri girince Müstesna için kullandığım kumun markasından birkaç paket kedi kumu görüyorum. Allah'ım diyorum bu okulda kedi mi besliyorlar yoksa ay öyleyse inşallah olur burası da ben de burada çalışırım. Müdür başvuran başka birinin de olabileceğini bana haber vereceğini söylüyor. Kesin olmayacak o zaman bu iş diyorum umutsuz şekilde eve dönüyorum. Sonra müdürüm arayıp yeni dönemde beni beklediğini söylüyor. Sevinçten dört köşeyim. Yeni okulumda göreve başlıyorum. Bu arada o kedi kumları okulda beslenen kediler için değilmiş,okulda kedi beslenmiyormuş yani bunu da öğrenmiş oluyorum. Bu sefer 2.sınıflara giriyorum. Şaka mı bu diyorum çünkü öğrencilerimin hepsi beni anlıyor, dinliyor,cevap veriyor. 1.sınıfta iletişim kurmakta bile zorlanmışken 2.sınıfların bu şekilde olması şaşırtıcı geliyor bana. Arada dağlar kadar fark olabilir mi ki diyorum. Olabilirmiş. Çok keyifli bir dönem geçiriyorum. Ders anlatmaktan çok zevk alıyorum. Öğrencilerime 23 Nisan gösterisi hazırlatıyorum. Her birini öyle çok seviyorum ki. Keşke sınıf öğretmeni olsam da ben mezun etsem diye düşünüyorum. Günler böyle akıp geçiyor. Yeni okulumda görev yapan arkadaşlarımla da çok keyifli anılar biriktiriyorum. Bunları yaşarken bir yandan da aynı zamanda her gün ama her gün kpss çalışmayı da ihmal etmiyorum. Gerçekten bulduğum en ufak boşlukta kpss çalışıyorum. Sonra annemin hasta olduğunu öğreniyorum o malum kötü hastalıktan. Dünya tekrar başıma yıkılıyor. Artık KPSS'de de hiçbir şeyde de gözüm kalmıyor. Biraz kendimi toparladıktan sonra hayır diyorum kazanmam lazım asıl şimdi çalışıp atanmam lazım. Bir dönem daha bitiyor ve yaz tatili geliyor. Annem uzun ve zor bir ameliyat geçiriyor.2 gün hastanede kalıyoruz, hastanede bile ağlayarak kpss çalışıyorum. Eve dönüyoruz bu sefer de anneannem hastalanıyor yine hastaneye gidiyoruz. Yaz tatilimin büyük bir kısmı hastanede geçiyor. Sınava 10 gün kala bir yandan çamaşırları asıyorum,bir yandan anneannemin yemeğini yediriyorum, bir yandan annemin hastalığına kafa yoruyorum, bir yandan da ders çalışmaya çalışıyorum. Öyle böyle sınav günü gelip çatıyor. Giriyorum ama çok umutsuzum, moralim zaten o kadar bozuk ki sınav umrumda bile değil açıkçası. Sonradan bir öğreniyoruz ki soruları çalmışlar ve sınav iptal. Tamam her şey üst üste gelir ama bu kadarı fazla değil mi diye düşünüyorum. Oturup ders çalışmaya tahammülüm ve gücüm yok artık çünkü. Neyse diyorum bu bir fırsat belki de otur çalış eksiklerini gider. O sırada öğreniyorum ki bizim okula 8 yeni atama gelmiş. Bu demek oluyor ki bana yine yol gözüktü. Yerime atanan kişi henüz gelmediği için bir süre daha okula devam ediyorum. Her gün içimde bir yangın çıkıyor okula giderken. Sonra ayrılık günü gelip çatıyor. Öğrencilerimle ağlayarak vedalaşıyoruz. Tamam diyorum bu son bir daha böyle bir şeye izin veremem ya atanacağım ya atanacağım başka bir yolu yok. Sınava kadar oturup ders çalışacaksın bak bu da sana ders olsun. Bu acıyı bir daha yaşamak istiyorsan da sen bilirsin diyorum. Oturup ders çalışıyorum gerçekten de. Ama sınavım öyle kötü geçiyor ki tamam diyorum bu sene de gitti olmayacak belli. 1-2 haftaya annemin kemoterapisi başlayacak o yüzden ayrı üzgünüm, sınavımın kötü geçmesine ayrı üzgünüm. Tam bu arada anneannem de vefat ediyor. Dünya kaç kere daha başıma yıkılacak Allah'ım diyorum. Anneannemin varlığına, dualarına öyle çok alışmışım ki vefat ettikten sonra sanki beni koruyan bir kalkan varmış da artık yokmuş gibi hissediyorum. Onun duaları olmadan kendimi güvende hissetmiyorum artık. Gerçekten de çok zor bir süreçten geçiyorum. Ölümün her türlüsünün ne kadar zor olduğunu iliklerime kadar hissediyorum. Yaşlıydı zaten,çok zor durumdaydı, acıları dindi diye düşünemiyorum asla. Zaten beklenen bir ölüm bile bu kadar çok can yakarsa nasıl dayanılır bu acıya Allah'ım diyorum. Allah'ım sen sıralı ölüm ver diye dua ediyorum. Annem kemoterapiye başlıyor, ben o sırada yine okulumda iyep kursu vermeye başlıyorum. O kadar iyi geliyor ki bu bana. Kapkaranlık günlerimin yavaş yavaş aydınlandığını hissediyorum. Çalışmak, zihninin dolu olması ne güzel şeymiş Allah'ım. Hani Yeditepe İstanbul'da Olcay Duru'ya diyor ya "şu yorgunluğun güzelliğini görüyor musun Duru, nasıl insanı bütün üzüntülerinden koruyor..."diye. Gerçekten tüm üzüntülerimden koruyor beni hiç değilse eve gidene kadar. Bu sırada kpss açıklanıyor ben ilk bakmamakta ısrar ediyorum çünkü umudum yok. Sonra dayanamayıp bakıyorum puanım 80, sıralamam 836. Yanlış mı baktım acaba diyip tekrar bakıyorum çünkü sınavım aşırı kötü geçtiği için 77-78 civarında bir şey bekliyorum en fazla. Ama yok doğru gerçekten 80 almışım. Beklediğimden çok iyi evet ama bir işe yarayıp yaramadığı belli mi hayır. Belirsizlik beni mahvediyor. Her gün atama haberi gelecek, kontenjan belli olacak diye gözüm kulağım haberlerde oluyor. Görev yaptığım okulu ve arkadaşlarımı o kadar çok seviyorum ki keşke kontenjanı hemen açıklasalar ama 2.dönemi de burada geçirip öyle atansam diye içimden geçiriyorum. Kontenjanın açıklanmadığı her gün umudum azalıyor. Zaten bize kaç kontenjan verirler ki diyorum. Tekrardan ders çalışma yolları bana görünüyor. Hatta bir ara canım arkadaşlarımla ders çalışmak için kütüphaneye gidip kahvaltı yapıp dönüyoruz. Elime kitap alacak bile gücüm kalmamış artık. Öyle böyle günler geçiyor. Sonra 6 Şubat depremi... Hep birlikte çok çok kötü günler yaşıyoruz. Annemin hastalığı da derken artık dualarım hep sağlık ve ülkem için oluyor. Allah'ım diyorum annem iyileşsin de atanmasam da olur. Allah'ım diyorum depremi yaşayan, sevdiklerini kaybeden herkese yardım et, gönüllerini ferahlat. Sonra martın sonunda atama haberi geliyor. 45 bin atama. Acaba bize ne kadar kontenjan verirler diye düşünmekten stres oluyorum. 1204 kontenjan veriyorlar. Mutluluktan ağlıyorum. Arkadaşımın mutluluk ve heyecanla kontenjanı haber verişini, benim ağlayarak atanıyoruz diye arkadaşımı arayışımı ve tüm arkadaşlarımın benim atanmama kendileri atanmış kadar mutlu oluşunu hiç ama hiç unutmayacağım gerçekten. Kontenjandan sonra tercih dönemi stresi başlıyor tabii. Hep ama hep İstanbul'dan gitmek isteyen ben annemin hastalığı ve Müstesna için İstanbul'da kalmayı düşünmeye başlıyorum. Köy okulunda öğretmen olmak hayalimi erteleyeceğim gibi görünüyordu ki tercih zamanı gelince bize çok az İstanbul açılıyor. Yani mecburen gideceğim ama nereye? Hep Van'a atanmak istiyorum. Gönlüm Van'dan yana. Ama bize deprem bölgelerini de açtıkları için Maraş'ta var.Maraş'ın olmasını da çok istiyorum çünkü Kübra Maraş'ta. Ben Maraş'ın bana kalmayacağını ve yüksek puanla kapatacağını düşünüyorum. O yüzden ilk 2 tercihimi İstanbul'dan yana kullanıp 3-4-5' e ise Maraş yazıyorum. Bu 5 tercihim de bana göre hayali tercihti. 5ten sonra Urfa,Van,Bitlis, Muş,Ağrı şeklinde listemi devam ettiriyorum. Kesin Urfa olacak diye düşünüyorum. Atama sonuçlarının belli olduğu gün herkes sonucu öğreniyor ama ben hala bakamıyorum çünkü site açılmıyor .Kesin 41'e kaldım sistem beni boş kalan bir yerlere atayacak diye düşünüyorum. Zar zor sayfa açılınca bir görüyorum ki 3.tercihim Avşarlı Ortaokulu-Kahramanmaraş olmuş. Gözlerime inanamıyorum gerçekten de.Bir süre öylece telefona bakıp kalıyorum. Yine arkadaşlarımın en az benim kadar sevinmesi ve tepkileri mutluluğumu daha da artırıyor. Böyle bir mutluluğu paylaşacak ve o mutluluğu çoğaltacak kişilerle etrafım sarılmış resmen. Hem atandığıma hem de dostlarımın varlığına şükrediyorum.Sevgi ve dostlukla kuşatıldığını hissetmek dünyadaki en süperharika duygulardan biri. Benim için bu zorlu süreç böylece sona ermiş oluyor. Kpss defteri kapanıyor. Yazımı buraya kadar okuduysanız çok teşekkürlerimi sunuyorum. Karşınızdaki herhangi bir zorlukta lütfen pes etmeyin, kendinize güvenin, kendinizin en büyük dostu sizsiniz unutmayın. Eğer siz başarılarınızı en önce kendiniz kutlarsanız, hak ettiğiniz değeri kendinize verirseniz çevrenizde de böyle insanların arttığını göreceksiniz. Hayat hiç kolay değil, düz bir çizgi de değil evet.İster inanın ister inanmayın ama gerçekten "her zorlukla birlikte bir kolaylık vardır" Bu hayat yolculuğumuzda karşımıza çıkan güzellikleri ve kolaylıkları fark edip yolumuza öyle devam edebilmemizi ve güzelliklerin ve kolaylıkların hep artarak bizi bulmasını diliyorum 🌸
Alaimisema
11 Eylül 2023 Pazartesi
6 Mart 2021 Cumartesi
Martılar ve İnsanlar
19 Ocak 2021 Salı
Terapi Günü
Bazen olur öyle. Her şey üst üste gelir. Bir çıkış yolu bulamazsın,nefes alamadığını hissedersin,duvarlar üstüne üstüne gelir. Her şeyin daha da kötü olacağına inanır, farkında bile olmadan, vazgeçersin yaşamak için çabalamaktan.Konuşmak,yemek yemek,kitap okumak bir şeyler izlemek bile gelmez içinden.Her yeni gün, seni hayata bağlayan hedeflerin için bile, çabalamak istemezsin. Hayat inişli çıkışlı bir merdiven,böyle günler hepimizin başına gelir,gelmiştir gelecektir de. Bazılarımızın inişleri uzun süreli olabilir, ders biz öğrenene kadar devam eder sonuçta.En dibi en karanlığı görmeden öğrenemediğimiz zamanlar olur. Olur ya hayat bu. Hayatımın böyle bir döneminde, yalnızca "dert yan-ağla-uyu" üçgeni ile geçiyorken zamanım, bu durumdan nasıl kurtulabilirimin yollarını düşündüm bir süre. İlk önce bu durumu kabullenip duygularımı yaşamayı denedim. Üzüntüyse üzüntü,öfkeyse öfke,sinirse sinir hepsine izin verdim. Kendimi sakinleştirmeye,moralimi düzeltmeye çalışmadım. Sadece anda kalıp o anki duygularımdan öğrenebileceğim,öğrenmek istediğim ne olabilir diye düşündüm. Konuşmak istemiyorsam konuşmadım,yemek yemek istemiyorsam yemedim,ağlamak istiyorsam ağladım. İstemediğim hiçbir şeyi yapmadım.Sanırım bu 3-4 gün sürdü. Duygularıma izin verdikçe ve onlardan öğrendikçe gördüm ki aynı anda hem kırgın hem mutlu olabiliriz. Aynı anda bir şey için öfkelenirken, başka bir şey için sevgiyle dolabiliriz. Sadece olumsuz duygularımıza takılı kalıp küçücükte olsa zihnimizde yer edinmeye çalışan olumlu duygularımızı görmezden gelmezsek eğer bu buhranlı hali daha kolay atlatabiliriz diye düşündüm.Ve ben böyle düşünürken İstanbul beyazlara büründü. Kar her şeyi güzelleştirdiği gibi karanlık düşüncelerimi,olumsuz zihnimi de güzelleştirdi. Kirli olan her şeyi örttü beyazlığıyla. Can çekişen olumlu duygularıma can suyu oldu adeta. Beni kendimle barıştıracak kardan daha güzel bir şey varsa o da karlı yollarda kayıp düşmemek için koluna girip yürüyebileceğim bir dosttur herhalde. Biz de öyle yaptık. Canım Esoşum ile yürüdük en sevdiğimiz yerlere. Kürkçü dükkanım Vefa'ya,Kalenderhane Kütüphanesi'ne ve Canım Süleymaniye'ye.
Öyle sanıyorum ki, Süleymaniye'nin eşsiz güzelliklerine ve büyüleyici manzarasına açılan kapıdan içeri girip de, dünyanın en sakin insanı olmayan yoktur heralde. Ben de öyle oldum işte. Tarihi yarımadada yürümeye devam ettik dostumla. Sultanahmet'te bir kahve molası verip,Gülhanede közlenmiş mısırlarımızdan,ağızlarımızda kalan köz tadıyla sonlandırdık güzel yolculuğumuzu.
Bu yolculuktan neler mi öğrendim ? Bir daha olumsuz duygulara kapılırsam ne yapmam gerektiğini, bir dostun bir hayatı nasıl güzelleştirebildiğini, iyi insanları,işini iyi yapan insanları görmenin bana ne kadar iyi geldiğini öğrendim. Belki depresif duygular hissetmemek elimizde değil ama o duyguları besleyip beslememek bizim elimizde. İçimizdeki iyilik ve kötülükten hangisini beslemek istediğimizi seçtiğimiz gibi tıpkı. Olumsuz duygularımızın yeterince akmasına izin verdikten sonra hep olumlu duygularımızı ve iyi tarafımızı besleyelim lütfen. Herkes için yeterince zor olan hayatı daha da zorlaştırmak yerine birbirimiz için kolaylaştıralım. Sözlerimi Ali Ural'ın en sevdiğim kitabından bi alıntı yaparak bitirmek istiyorum. Beni hiç yalnız bırakmayan canım dostlarıma gelsin.
"Sevgili Dost,
Sen lazımsın bana ve önemlisin hadiselerden. Çünkü büyük bir olaydır dostluk. Çok büyük."
20 Aralık 2020 Pazar
2020 Neler Öğretti? İyi Bir Öğretmen Miydi?
Hayattaki her olayın,her insanın,her kitabın,her filmin,her dizinin kısaca hayatımızdaki her şeyin sonu iyi ya da kötü bitsin insana bir şeyler katabileceğine inanıyorum.Her insan bir şey öğretmek için girmiştir hayatımıza ya da çıkmıştır,her film,her kitap bir şeyler katmıştır benliğimize belki de hiç fark etmesek bile.Her günü ayrı olaylarla dolu olan,böylesi ancak filmlerde olur dediğimiz her şeyi yaşadığımız,uzun yıllar boyunca aklımızdan çıkmayacak olan 2020 yılı da bize çok şey katmıştır şüphesiz. Ya da bizden çok şey de götürmüş olabilir. Her iki durumda da bize öğretmek istediği bir şeyler varmış demek ki.Evet yaşadığımız hiçbir şey 2020'nin kendisinden kaynaklı değildi ama yıl sonları insanın kendi muhasebesini yapabilmesi için güzel bir zaman dilimi bence.Kendime sorduğum 1 yıl boyunca neler öğrendin sorusunun cevaplarını sizinle de paylaşmak istiyorum.
İlk olarak ölüm korkusu,sevdiklerimizi kaybetme korkusunu unutmadan yaşamanın ne denli zor bir şey olduğunu öğrendim-öğrendik hepimiz.Gelişim psikolojisi dersinde hocamız insanlar ölüm korkusunu unutabildiği için hayatlarına devam edebiliyor demişti.Bunu deneyimlemiş olduk hep beraber.Yine hayatımıza bir şekilde devam ettik ama korku ve kaygıyla. Simyacı'da ''yüreğine acı korkusunun,acının kendisinden de kötü bir şey olduğunu söyle.'' diye bir cümle vardı. O cümlenin ne kadar doğru olduğunu öğrendim. En çok bu korku hali yordu bizi. Hepimiz eskiden şikayet ettiğimiz hayatlarımızı özler olduk. Ne kadar çok şikayetçiymişiz onu da öğrendim. Çözüm odaklı olmak zor geldiği için sanırım sürekli her şeyi şikayet edip durmuşuz ki maalesef bazen hala yapıyoruz bunu.
Karantina boyunca insanlar yalnız hissetmesin diye uğraşan,kaygılarımızı azaltmak için sürekli canlı yayınlar yapan birçok sanatçı,yazar,psikolog tanıdım. Bir süre sonra yeter artık bu canlı yayın bildirimlerinden bıktım diye şikayet etsem de -işte yine hep bi şikayet-sonradan bir yerlerde benimle aynı korkuları,kaygıları hisseden insanların olduğunu bilmek iyi geldi bana. İnsanın bireysel bir varlık olmadığını öğrendim bir kez daha.Sevincimizi,üzüntümüzü,kaygımızı ne kadar paylaşabiliyorsak o kadar insanız hepimiz de.
Arkadaşlığın,dostluğun değerini anladım bir kez daha. Uzun zamandır görüşemesek de sanal bir dünyaya hapis olsak da o sanal dünyadan bile desteklerini hissettirebilen dostlukların çok kıymetli olduğunu öğrendim.
Duanın,kelimelerin,meditasyonun gücüne hep inanırdım ama 2020'de bir kez daha şahit oldum bu güce ve düşüncelerimizin ne kadar inanılmaz olduğunu öğrendim.2019'un sonundan beri Ayşe Tolga'nın titreşim yükseltme meditasyonunu yapıyordum ve yine Ayşe Tolga'nın kanalında niyet tablosu videosunu denk geldim.Videoyu izledikten sonra 2020 için resimli bir niyet tablosu oluşturup duvarıma asmıştım bile. Bununla ilgili meditasyonumu da yaptım. 2020 için bir sürü dileğim vardı ancak tüm kalbimle istediğim tek bir şey vardı o da kedi sahiplenmek.Niyet tablom için de bir kedi resmi bulup tabloma yapıştırmam gerekiyordu. Tüm kitaplarımı taramama rağmen sadece bir tane sarman kedi resmi bulabilmiştim ve neden bilmiyorum sarman kedi istemiyorum ya başka hiç kedi resmi yok mu diye hayıflanmıştım. Bulamayınca o sarman kediyi yapıştırmak zorunda kaldım. Zaten 2020'de bir kedi sahiplenebileceğime de hiç inanmıyordum ama dediğim gibi tablomdaki dileklerden en çok istediğim şey ve olmasını istediğim için sürekli dua ettiğim şey kedi sahiplenmekti.
Sonra nasıl olduğunu anlamadığım bir şekilde bembeyaz 1 yaşındaki bir kediyi sahiplenmek üzere buldum kendimi. Sonra tekrar nasıl olduğunu anlamadığım bir şekilde işler değişti ve canım bebeğim Müstesna'm ile yollarımız kesişti. Tahmin edersiniz ki kendisi sarman bir kedi. Kısaca titreşimlere,frekanslara,olumlu düşüncenin gücüne şahit olduğum bir yıl oldu benim için 2020.
26 Şubat 2020 Çarşamba
Hayaller ve özlemler
15 Nisan 2019 Pazartesi
İçimdeki Müzik
24 Kasım 2018 Cumartesi
Malala Yousafzai
Malala'nın eğitim hakkının elinden alınmasına karşı göstermiş olduğu tepki tüm dünyada haber oluyor. Bu haberlerden sonra Malala taliban üyelerinin hedefi haline geliyor ve bir gün servisle okuldan dönerken taliban üyesi servise dalıp 'hanginiz Malala'diye sorup üç el ateş ediyor. O günden sonra Malala'nın hayatı 3 ay boyunca hastanede geçiyor. Artık Malala'yı herkes sırf okula gitmek istediği için taliban tarafından vurulan kız olarak tanıyor ve tüm dünyadan Malala'ya destek verici hediyeler,kartlar geliyor. Malala'nın eğitim isteğine yasaklar,bombalar engel olamadığı gibi kurşunlar ve hastalıklar da engel olamıyor.
2013 yılında Birleşmiş Milletler'de dünya liderlerinin önünde akıllardan hiç çıkmayacak "Bir çocuk,bir öğretmen,bir kitap ve bir kalem dünyayı değiştirebilir."sözüyle ayakta alkışlanıyor. 2014 yılında da Nobel Barış Ödülü'nü alan en genç kişi olarak şunları söylüyor:
"Bu ödül yalnızca benim için değil,eğitim görmek isteyen unutulmuş çocuklar içindir. Barış isteyen korkmuş çocuklar içindir. Değişim isteyen,söz hakkı olmayan çocuklar içindir."
"Okuyun çünkü mürekkebin akmadığı yerde kan akıyor."diyen Ali Şeriati'nin ne kadar haklı olduğunu görmüş oluyoruz böylece. Bu gerçek hayat hikayesi vesilesi ile başta Mustafa Kemal Atatürk olmak üzere öğrencilerin eğitim hakkı için çabalayan,dünyaya barışı yaymak isteyen,mesleğine gönül vermiş tüm öğretmenlerimin,öğretmen arkadaşlarımın öğretmenler gününü kutluyorum. Hepimizin bir kitap,bir kalem ve bir çocuk ile dünyayı güzelleştirebilmemiz dileğiyle 🌺
Benim hala umudum var:kpss
Blogumun hakkında kısmında yer alan "Gece gündüz kpss çalışması gereken zamanda blog açan bir insandır kendisi" yazısına ithafen n...
-
Hayattaki her olayın,her insanın,her kitabın,her filmin,her dizinin kısaca hayatımızdaki her şeyin sonu iyi ya da kötü bitsin insana bir ş...
-
Blogumun hakkında kısmında yer alan "Gece gündüz kpss çalışması gereken zamanda blog açan bir insandır kendisi" yazısına ithafen n...
-
Etrafında milyonlarca kar taneleri gibi uçuşan kelimeler olmasına rağmen bu kelimeleri şimdiye kadar hiç kullanamamış ama kelimelerin gücü...









