11 Eylül 2023 Pazartesi

Benim hala umudum var:kpss

Blogumun hakkında kısmında yer alan "Gece gündüz kpss çalışması gereken zamanda blog açan bir insandır kendisi" yazısına ithafen neredeyse 5 yıl süren kpss maceramı anlatmak istiyorum. 2019'da kpss'ye ilk girişimde kpss çalışmak yerine gezip tozmayı ve yemek yemeyi tercih ettim. Hiç pişman değilim. O yıl çalışsaydım %90 atanırdım herhalde ama yine olsa yine çalışmam. 2019'un sonunda mezun olup evde ders çalışmak zorunda kaldığım için uzun süren bir depresyona girdim. Neredeyse 17 yıl süren eğitim hayatım bitmiş ve beni eve kapatmışlar da kapana kısılmışım gibi hissettim. Herkes dışardayken ben neden evde ders çalışmak zorundayım diye hayıflandığım günleri hatırlıyorum. Hay dilini eşek arısı soksun diyebilirsiniz çünkü bu hayıflanmamdan 1-2 ay kadar sonra pandemi başladı ve herkes evlere girmek zorunda kaldı. Pandemi psikolojisini anlatmama gerek yok zaten dünyadaki herkes o kötü günleri yaşamak zorunda kaldı. Sınav ertelendi. Ben her gün bu sınava giremeyebilirim bile korkusuyla ağlayarak ders çalıştım. Her yönden hayatımın en huzursuz günleriydi. Bir ara kendimi yemek yapmaya verdiğim keyifli günler de geçirdim tabii ki. Nasıl olsa sınav ertelenmişti ve hayat artık yarını düşünemeyecek kadar belirsiz ve korkutucuydu. Deli gibi ders çalışmamın bir anlamı var mıydı ki? Varsa bile o an benim için yoktu. Ben de yavaşladım. Ama biraz fazla yavaşlamışım. Konularımın çoğu bitmeden sınava girmek zorunda kaldım. Ona rağmen 77 aldım. Sıralamam 2 binlerde. Önceki sene 1300 kişi alınmış. Bu sene önceki seneden daha büyük bir alım olsa neden atanmayayım ki. Evet gerçekten 77 puanla atanabilirim diye umudum vardı. Biraz hayalperest bir insanımdır ✍🏻 kontenjanlar açıklandı bize verilen sayı 155.. ilk başta herhalde bir rakamı yazmayı unuttular falan diye düşündüm çünkü önceki dönem 1300 alan bölümden birden 155e düşüş çok saçma olurdu. 77 puan-2 bin sıralama ile atanabileceğini umut eden Sema 20 katlı bir binadan düşmüş gibi oldu. 1 ay boyunca kendime üzülmek için zaman tanıdım. 1 ay sonra tamam dedim bu sene yeniden hazırlanıyorum ve bu sefer kesin olacak. Bomba gibiyim inancım tam, çalışma isteğim tavan. Ertesi gün korona testimiz pozitif. Tamam diyorum tamam bunlar beni yıldıramaz eğer atlatır da yaşarsam hemen ders çalışmaya devam ederim. Bir sancılı sürecin daha sonuna geliyoruz. Yavaş yavaş toparlayıp ders çalışmaya geri dönüyorum. Bir yandan da çömlek kursuna gidiyorum ama beceremiyorum. Olsun yine de çok iyi geliyor. Korona yasakları kalktıkça gezmemi de ihmal etmiyorum. Hem geziyorum hem ders çalışıyorum hem kitap okuyorum hem dizi, film izliyorum. Kpss çalışmama rağmen seviyorum bu hayatı yani. Sınav yaklaştıkça ağlama eşliğinde ders çalışmalarım artıyor. Netlerim artmıyor diye ağla, konularım yine mi bitmeyecek diye ağla, coğrafya çalışmayı bitirince Bayram Meral'in veda videosu için ağla.. Bunlar ağladıklarım arasında en mantıklı olanlar, varın gerisini siz düşünün. Bazen çok umutsuz oluyorum ama bir yanım hep inanıyor bu sene olacak diyor. Kpss öncesi kendimi denemek için üniversite sınavına giriyorum ve 4 bin sıralama yapıyorum. Sonra kpssye giriyorum 79 puan 868 sıralama yapıyorum. Puanım 80 değil diye çok üzülüyorum. Keşke 80 olsaydı bakın hala içimde ukte kaldı. 155ten dolayı çok umutsuzum ilk 100e girmeden bu iş olmayacak gibi diyorum ama kendimde ilk 100e girecek kadar çalışacak potansiyel yok maalesef. Bir yanım hala çok inanıyor ama o yanım hayalperest yanımdır diye o inancımı susturuyorum. Çok inanmıştım halbuki hani inanmak başarmanın yarısıydı ama başaramadık bak diyorum. Evde kalıp ders çalışma kotamı doldurdum artık başka bir şey yapmam lazım ama ne ? Mesela yeni bir bölüm okuyup öğrencilik hayatıma geri dönebilirim diye düşünüp Yıldız Teknik Üniversitesi-Okul Öncesi Öğretmenliği yazıyorum. Sanırım ilk 2 hafta okula gidiyorum ama öğrencilik hayatının hiç bana göre olmadığını anlıyorum. Ders anlatmam gereken yerde ders çalışıp ödev mi yapacağım şimdi diye ağlıyorum. Öğretmenler günü yaklaşırken öğrencisiz geçireceğim bir öğretmenler günü diye kahroluyorum. Sonra ücretli öğretmenlik yapma fırsatım oluyor hem de 1.sınıf . Normalde ücretli öğretmenlik sistemine çok karşı biriydim, hele branş dışı olursa hakka giriliyor resmen diye düşünüyordum. Sonra düşündüm taşındım kendimi geliştirmek için uğraşırsam ve öyle yaparsam neden hakka gireyim ki. Evet diyorum yapacağım ben bu işi yoksa kendimi berbat hissetmekten asla kurtulamayacağım. Öğretmenler gününden 2 gün önce 22 Kasım'da meslek hayatıma başlıyorum. 41 öğrencim var, 12 tanesi yabancı çoğu Türkçe bilmiyor, beni anlamıyor bile. Sıraya geçmeyi bilmiyorlar, sınıftan çıkarken çantasını toplamayı bilmiyorlar, sınıfı sürekli su gölü haline getiriyorlar, montlarını giymeyi bilmiyorlar. Derste sessiz olması gerektiğini anlayamıyorlar. Müdürümüzün odası tam sınıfımın karşısı. Sınıftaki ses yükseldikçe kendimi baskı altında hissediyorum. Ama 41 kişilik bir sınıfta nasıl ses olmasın ki bunlar çocuk daha diyorum. O kadar çok zorlanıyorum ki. Hakkıyla öğretebilecek miyim gerginliği ayrı, 41 çocukla nasıl baş edeceğim gerginliği ayrı, beni hiç anlamayan öğrencilerimin olmasının gerginliği ayrı... Çocuklara montlarını giydiriyorum, yemek saatinde açamadığı paketleri açıyorum.Yıllardır hayalini kurduğum öğretmenlik mesleği bu muymuş Allah'ım diyorum. Sıraya girmelerini öğretmek için kendimi paralıyorum. Sonra bir gün bir bakıyorum öğrencilerim inci gibi sıraya giriyorlar artık. O an ki mutluluğumu anlatacak kelime bulamam. Utanmasam sıraya girdiler diye sevincimden ağlayacağım. Hepsine de küçük bir hediye alıp dağıtıyorum. Sonra yavaş yavaş yaptığım her şeyi sevmeye başlıyorum. Yemek saatinde her şeyi bana açtırmaya geliyorlar onu bile seviyorum. Zevkle ve mutlulukla yapıyorum. Miniklerin dünyasına eşlik etmek öyle güzel geliyor ki bana Allah'ım acaba sınıf öğretmenliği mi okusaydım diye içimden geçiriyorum. Ama çok çok yoruluyorum. Aldığım parayı yazmama bile gerek yok annemler o kadar para için çalışılır mı boşver diyorlar. Ben bedava bile olsa çalışırım diyorum. Çünkü anlıyorum ki bir şeyler anlatmak, öğrencilerin öğrenme süreçlerine eşlik etmek kadar beni mutlu eden başka bir şey yok. Onlardan da çok şey öğreniyorum. Öyle böyle yarıyıl tatili gelmiş bulunuyor. Tatil bitince okuma bayramı yapmayı planlıyorum heyecanlıyım o yüzden. Tabii ben böyle planlar kurarken hayat benim için başka planlar kuruyor. Bir öğreniyorum ki yerime biri atanmış. Dünyam başıma yıkılıyor tam anlamıyla. Kalbimin kırılma sesini hissedebiliyorum olur ya öyle. Tam alışmışken öğrencilerim elimden alınmış gibi hissediyorum. Ama sonuçta ücretli öğretmenlik bu. Bunu göze alarak başlamıştım da bu kadar çabuk olacağını tahmin etmemiştim. Her yerime hayal kırıkları batar bir halde otururken müdürüm yanına çağırıyor ve başka bir okulda açık olduğunu beni oraya yönlendireceğini söylüyor. İçimde tekrar bir umut ışığı yanıyor Allah'ım diyorum yeni öğrencilerim mi olacak şimdi. Hemen okulla görüşmeye gidiyorum. Kapıdan içeri girince Müstesna için kullandığım kumun markasından birkaç paket kedi kumu görüyorum. Allah'ım diyorum bu okulda kedi mi besliyorlar yoksa ay öyleyse inşallah olur burası da ben de burada çalışırım. Müdür başvuran başka birinin de olabileceğini bana haber vereceğini söylüyor. Kesin olmayacak o zaman bu iş diyorum umutsuz şekilde eve dönüyorum. Sonra müdürüm arayıp yeni dönemde beni beklediğini söylüyor. Sevinçten dört köşeyim. Yeni okulumda göreve başlıyorum. Bu arada o kedi kumları okulda beslenen kediler için değilmiş,okulda kedi beslenmiyormuş yani bunu da öğrenmiş oluyorum. Bu sefer 2.sınıflara giriyorum. Şaka mı bu diyorum çünkü öğrencilerimin hepsi beni anlıyor, dinliyor,cevap veriyor. 1.sınıfta iletişim kurmakta bile zorlanmışken 2.sınıfların bu şekilde olması şaşırtıcı geliyor bana. Arada dağlar kadar fark olabilir mi ki diyorum. Olabilirmiş. Çok keyifli bir dönem geçiriyorum. Ders anlatmaktan çok zevk alıyorum. Öğrencilerime 23 Nisan gösterisi hazırlatıyorum. Her birini öyle çok seviyorum ki. Keşke sınıf öğretmeni olsam da ben mezun etsem diye düşünüyorum. Günler böyle akıp geçiyor. Yeni okulumda görev yapan arkadaşlarımla da çok keyifli anılar biriktiriyorum. Bunları yaşarken bir yandan da aynı zamanda her gün ama her gün kpss çalışmayı da ihmal etmiyorum. Gerçekten bulduğum en ufak boşlukta kpss çalışıyorum. Sonra annemin hasta olduğunu öğreniyorum o malum kötü hastalıktan. Dünya tekrar başıma yıkılıyor. Artık KPSS'de de hiçbir şeyde de gözüm kalmıyor. Biraz kendimi toparladıktan sonra hayır diyorum kazanmam lazım asıl şimdi çalışıp atanmam lazım. Bir dönem daha bitiyor ve yaz tatili geliyor. Annem uzun ve zor bir ameliyat geçiriyor.2 gün hastanede kalıyoruz, hastanede bile ağlayarak kpss çalışıyorum. Eve dönüyoruz bu sefer de anneannem hastalanıyor yine hastaneye gidiyoruz. Yaz tatilimin büyük bir kısmı hastanede geçiyor. Sınava 10 gün kala bir yandan çamaşırları asıyorum,bir yandan anneannemin yemeğini yediriyorum, bir yandan annemin hastalığına kafa yoruyorum, bir yandan da ders çalışmaya çalışıyorum. Öyle böyle sınav günü gelip çatıyor. Giriyorum ama çok umutsuzum, moralim zaten o kadar bozuk ki sınav umrumda bile değil açıkçası. Sonradan bir öğreniyoruz ki soruları çalmışlar ve sınav iptal. Tamam her şey üst üste gelir ama bu kadarı fazla değil mi diye düşünüyorum. Oturup ders çalışmaya tahammülüm ve gücüm yok artık çünkü. Neyse diyorum bu bir fırsat belki de otur çalış eksiklerini gider. O sırada öğreniyorum ki bizim okula 8 yeni atama gelmiş. Bu demek oluyor ki bana yine yol gözüktü. Yerime atanan kişi henüz gelmediği için bir süre daha okula devam ediyorum. Her gün içimde bir yangın çıkıyor okula giderken. Sonra ayrılık günü gelip çatıyor. Öğrencilerimle ağlayarak vedalaşıyoruz. Tamam diyorum bu son bir daha böyle bir şeye izin veremem ya atanacağım ya atanacağım başka bir yolu yok. Sınava kadar oturup ders çalışacaksın bak bu da sana ders olsun. Bu acıyı bir daha yaşamak istiyorsan da sen bilirsin diyorum. Oturup ders çalışıyorum gerçekten de. Ama sınavım öyle kötü geçiyor ki tamam diyorum bu sene de gitti olmayacak belli. 1-2 haftaya annemin kemoterapisi başlayacak o yüzden ayrı üzgünüm, sınavımın kötü geçmesine ayrı üzgünüm. Tam bu arada anneannem de vefat ediyor. Dünya kaç kere daha başıma yıkılacak Allah'ım diyorum. Anneannemin varlığına, dualarına öyle çok alışmışım ki vefat ettikten sonra sanki beni koruyan bir kalkan varmış da artık yokmuş gibi hissediyorum. Onun duaları olmadan kendimi güvende hissetmiyorum artık. Gerçekten de çok zor bir süreçten geçiyorum. Ölümün her türlüsünün ne kadar zor olduğunu iliklerime kadar hissediyorum. Yaşlıydı zaten,çok zor durumdaydı, acıları dindi diye düşünemiyorum asla. Zaten beklenen bir ölüm bile bu kadar çok can yakarsa nasıl dayanılır bu acıya Allah'ım diyorum. Allah'ım sen sıralı ölüm ver diye dua ediyorum. Annem kemoterapiye başlıyor, ben o sırada yine okulumda iyep kursu vermeye başlıyorum. O kadar iyi geliyor ki bu bana. Kapkaranlık günlerimin yavaş yavaş aydınlandığını hissediyorum. Çalışmak, zihninin dolu olması ne güzel şeymiş Allah'ım. Hani Yeditepe İstanbul'da Olcay Duru'ya diyor ya "şu yorgunluğun güzelliğini görüyor musun Duru, nasıl insanı bütün üzüntülerinden koruyor..."diye. Gerçekten tüm üzüntülerimden koruyor beni hiç değilse eve gidene kadar. Bu sırada kpss açıklanıyor ben ilk bakmamakta ısrar ediyorum çünkü umudum yok. Sonra dayanamayıp bakıyorum puanım 80, sıralamam 836. Yanlış mı baktım acaba diyip tekrar bakıyorum çünkü sınavım aşırı kötü geçtiği için 77-78 civarında bir şey bekliyorum en fazla. Ama yok doğru gerçekten 80 almışım. Beklediğimden çok iyi evet ama bir işe yarayıp yaramadığı belli mi hayır. Belirsizlik beni mahvediyor. Her gün atama haberi gelecek, kontenjan belli olacak diye gözüm kulağım haberlerde oluyor. Görev yaptığım okulu ve arkadaşlarımı o kadar çok seviyorum ki keşke kontenjanı hemen açıklasalar ama 2.dönemi de burada geçirip öyle atansam diye içimden geçiriyorum. Kontenjanın açıklanmadığı her gün umudum azalıyor. Zaten bize kaç kontenjan verirler ki diyorum. Tekrardan ders çalışma yolları bana görünüyor. Hatta bir ara canım arkadaşlarımla ders çalışmak için kütüphaneye gidip kahvaltı yapıp dönüyoruz. Elime kitap alacak bile gücüm kalmamış artık. Öyle böyle günler geçiyor. Sonra 6 Şubat depremi... Hep birlikte çok çok kötü günler yaşıyoruz. Annemin hastalığı da derken artık dualarım hep sağlık ve ülkem için oluyor. Allah'ım diyorum annem iyileşsin de atanmasam da olur. Allah'ım diyorum depremi yaşayan, sevdiklerini kaybeden herkese yardım et, gönüllerini ferahlat. Sonra martın sonunda atama haberi geliyor. 45 bin atama. Acaba bize ne kadar kontenjan verirler diye düşünmekten stres oluyorum. 1204 kontenjan veriyorlar. Mutluluktan ağlıyorum. Arkadaşımın mutluluk ve heyecanla kontenjanı haber verişini, benim ağlayarak atanıyoruz diye arkadaşımı arayışımı ve tüm arkadaşlarımın benim atanmama kendileri atanmış kadar mutlu oluşunu hiç ama hiç unutmayacağım gerçekten. Kontenjandan sonra tercih dönemi stresi başlıyor tabii. Hep ama hep İstanbul'dan gitmek isteyen ben annemin hastalığı ve Müstesna için İstanbul'da kalmayı düşünmeye başlıyorum. Köy okulunda öğretmen olmak hayalimi erteleyeceğim gibi görünüyordu ki tercih zamanı gelince bize çok az İstanbul açılıyor. Yani mecburen gideceğim ama nereye? Hep Van'a atanmak istiyorum. Gönlüm Van'dan yana. Ama bize deprem bölgelerini de açtıkları için Maraş'ta var.Maraş'ın olmasını da çok istiyorum çünkü Kübra Maraş'ta. Ben Maraş'ın bana kalmayacağını ve yüksek puanla kapatacağını düşünüyorum. O yüzden ilk 2 tercihimi İstanbul'dan yana kullanıp 3-4-5' e ise Maraş yazıyorum. Bu 5 tercihim de bana göre hayali tercihti. 5ten sonra Urfa,Van,Bitlis, Muş,Ağrı şeklinde listemi devam ettiriyorum. Kesin Urfa olacak diye düşünüyorum. Atama sonuçlarının belli olduğu gün herkes sonucu öğreniyor ama ben hala bakamıyorum çünkü site açılmıyor .Kesin 41'e kaldım sistem beni boş kalan bir yerlere atayacak diye düşünüyorum. Zar zor sayfa açılınca bir görüyorum ki 3.tercihim Avşarlı Ortaokulu-Kahramanmaraş olmuş. Gözlerime inanamıyorum gerçekten de.Bir süre öylece telefona bakıp kalıyorum. Yine arkadaşlarımın en az benim kadar sevinmesi ve tepkileri mutluluğumu daha da artırıyor. Böyle bir mutluluğu paylaşacak ve o mutluluğu çoğaltacak kişilerle etrafım sarılmış resmen. Hem atandığıma hem de dostlarımın varlığına şükrediyorum.Sevgi ve dostlukla kuşatıldığını hissetmek dünyadaki en süperharika duygulardan biri. Benim için bu zorlu süreç böylece sona ermiş oluyor. Kpss defteri kapanıyor. Yazımı buraya kadar okuduysanız çok teşekkürlerimi sunuyorum. Karşınızdaki herhangi bir zorlukta lütfen pes etmeyin, kendinize güvenin, kendinizin en büyük dostu sizsiniz unutmayın. Eğer siz başarılarınızı en önce kendiniz kutlarsanız, hak ettiğiniz değeri kendinize verirseniz çevrenizde de böyle insanların arttığını göreceksiniz. Hayat hiç kolay değil, düz bir çizgi de değil evet.İster inanın ister inanmayın ama gerçekten "her zorlukla birlikte bir kolaylık vardır" Bu hayat yolculuğumuzda karşımıza çıkan güzellikleri ve kolaylıkları fark edip yolumuza öyle devam edebilmemizi ve güzelliklerin ve kolaylıkların hep artarak bizi bulmasını diliyorum 🌸

Benim hala umudum var:kpss

Blogumun hakkında kısmında yer alan "Gece gündüz kpss çalışması gereken zamanda blog açan bir insandır kendisi" yazısına ithafen n...