6 Mart 2021 Cumartesi

Martılar ve İnsanlar

Arkadaşımla telefonda konuşuyoruz yapılan bir takım haksızlıklar üzerine. O sırada camdan bakıyorum. 3 martı 1 parça tavuğu kapmak için mücadele ediyorlar. Acaba hangi martının hakkı olacak o tavuk diye düşünüyorum. Martılar arkalarına dönseler koskocaman 1 koli tavuk parçaları bekliyor onları. Ama onlar önlerindeki küçük parçaya takılıp kalmışlar. Acaba bölebilselerdi,bölmek akıllarına gelseydi eşit bi şekilde paylaşırlar mıydı diye düşünüyorum sonra. Kedim martılarla konuşmaya çalışıyor. Keşke ne dediğini anlayabilseydim diyorum. Her gün martılar geldiğinde cama çıkıp bir şeyler söylüyor. Ben bile sizin yediğiniz kadar tavuk yemiyorum diyordur belki.Kedime ve karnını doyuran martılara bakıp gülümsüyorum. Bu sahne çok mutlu ediyor beni.Martılara her gün tavuk yediren abiyi düşünüyorum. Bu mutluluğum onun hanesine yazılıyor mudur acaba? Yazılmalı bence. Sokaktan öylesine geçip giden asık suratlı insanlar bile martıların yemek şölenini izleyip gülümsüyor. Ve inanır mısınız asık suratları,gülümsemeleri maskenin arkasından bile belli oluyor. Büyük şehrin hengamesiyle canları sıkkın suratları asık bu insanların mutluluğu da martılara tavuk veren abinin hanesine yazılır umarım diye geçiriyorum içimden. Teşekkür ediyorum ona ve dua ediyorum. Onun haberi yok bundan. Bir insanın haberi olmadan ona dua etmek ne güzel bir şey diye düşünüyorum. Sonra telefon konuşmasına geri dönüyorum. Martıların tavuk parçalarını yediği gibi insanların haklarını yiyenleri düşünüyorum.  Bir yandan martıların bile hakkını düşünen,onlara rızık ayıran insanlar bir yandan binlerce insanın emeğini yok sayanları,karşısındaki insanı kandırıp aldatanları,işçilerini çalıştırıp çalıştırıp emeğinin karşılığını vermeyen zengin patronları,depreme dayanaksız binlerce binaları yapanları,çalıştığı işin hakkını vermeden çalışanları,bana dokunmayan yılan bin yıl yaşasıncıları düşünüyorum. Acaba nasıl bu hale geldiler diyorum. Belki küçüklüklerinde martıları besleyen birini görselerdi içlerinde bir iyilik kıvılcımı uyanırdı diye düşünüyorum. Hazır bunları düşünmüşken bana yapılan tüm haksızlıkları da düşüneyim diyorum. Hepsine sinirleneyim de aradan çıksın gitsin hepsi. Acaba ben haksızlık yapmış mıyımdır diye düşünüyorum. Korkutuyor bu düşünce beni. İnsanın haksızlığa uğraması,haksızlık yapan kişilerin hiçbir şey olmamış gibi hayatına devam etmesi ve hep iyi yerlere gelmesini düşünüyorum. Kendilerini iyi insanlarmış gibi göstermelerini düşünüyorum. Bu dünyanın kalıcı olanı da var diye düşünüyorum. Yediğimiz hakların, yaptığımız haksızlıkların önümüze geleceği dünya hani. İyi ki diyorum iyi ki. Bu aralar hep düşünüyorum ta ki düşünmekten yorgun düşüp uyuyana kadar. Allah bizi zerre kadar haksızlık yapmaktan,haksızlık yapmayı alışkanlık etmiş olandan,sadece kendi hakkını düşünen insanlardan korusun. 

19 Ocak 2021 Salı

Terapi Günü

 Bazen olur öyle. Her şey üst üste gelir. Bir çıkış yolu bulamazsın,nefes alamadığını hissedersin,duvarlar üstüne üstüne gelir. Her şeyin daha da kötü olacağına inanır, farkında bile olmadan, vazgeçersin yaşamak için çabalamaktan.Konuşmak,yemek yemek,kitap okumak bir şeyler izlemek bile gelmez içinden.Her yeni gün, seni hayata bağlayan hedeflerin için bile, çabalamak istemezsin. Hayat inişli çıkışlı bir merdiven,böyle günler hepimizin başına gelir,gelmiştir gelecektir de. Bazılarımızın inişleri uzun süreli olabilir, ders biz öğrenene kadar devam eder sonuçta.En dibi en karanlığı görmeden  öğrenemediğimiz zamanlar olur. Olur ya hayat bu. Hayatımın böyle bir döneminde, yalnızca "dert yan-ağla-uyu" üçgeni ile geçiyorken zamanım, bu durumdan nasıl kurtulabilirimin yollarını düşündüm bir süre. İlk önce bu durumu kabullenip duygularımı yaşamayı denedim. Üzüntüyse üzüntü,öfkeyse öfke,sinirse sinir hepsine izin verdim. Kendimi sakinleştirmeye,moralimi düzeltmeye çalışmadım. Sadece anda kalıp o anki duygularımdan öğrenebileceğim,öğrenmek istediğim ne olabilir diye düşündüm. Konuşmak istemiyorsam konuşmadım,yemek yemek istemiyorsam yemedim,ağlamak istiyorsam ağladım. İstemediğim hiçbir şeyi yapmadım.Sanırım bu 3-4 gün sürdü. Duygularıma izin verdikçe ve onlardan öğrendikçe gördüm ki aynı anda hem kırgın hem mutlu olabiliriz. Aynı anda bir şey için öfkelenirken, başka bir şey için sevgiyle dolabiliriz. Sadece olumsuz duygularımıza takılı kalıp küçücükte olsa zihnimizde yer edinmeye çalışan olumlu duygularımızı görmezden gelmezsek eğer bu buhranlı hali daha kolay atlatabiliriz diye düşündüm.Ve ben böyle düşünürken İstanbul beyazlara büründü. Kar her şeyi güzelleştirdiği gibi karanlık düşüncelerimi,olumsuz zihnimi de güzelleştirdi. Kirli olan her şeyi örttü beyazlığıyla. Can çekişen olumlu duygularıma can suyu oldu adeta. Beni kendimle barıştıracak kardan daha güzel bir şey varsa o da karlı yollarda kayıp düşmemek için  koluna girip yürüyebileceğim bir dosttur herhalde. Biz de öyle yaptık. Canım Esoşum ile yürüdük en sevdiğimiz yerlere. Kürkçü dükkanım Vefa'ya,Kalenderhane Kütüphanesi'ne ve Canım Süleymaniye'ye.






Süleymaniye'nin ayakları yerden kesen, her zamanki manzarası, yeditepeyi bir çarşaf gibi örten kar taneleriyle, nefeslerimizi kesip, bizi adeta büyülüyordu.

Öyle sanıyorum ki, Süleymaniye'nin eşsiz güzelliklerine ve büyüleyici manzarasına açılan kapıdan içeri girip de, dünyanın en sakin insanı olmayan yoktur heralde. Ben de öyle oldum işte. Tarihi yarımadada yürümeye devam ettik dostumla. Sultanahmet'te bir kahve molası verip,Gülhanede közlenmiş mısırlarımızdan,ağızlarımızda kalan köz tadıyla  sonlandırdık güzel yolculuğumuzu.

Bu yolculuktan neler mi öğrendim ? Bir daha olumsuz duygulara kapılırsam ne yapmam gerektiğini, bir dostun bir hayatı nasıl güzelleştirebildiğini, iyi insanları,işini iyi yapan insanları görmenin bana ne kadar iyi geldiğini öğrendim. Belki depresif duygular hissetmemek  elimizde değil ama o duyguları besleyip beslememek bizim elimizde. İçimizdeki iyilik ve kötülükten hangisini beslemek istediğimizi seçtiğimiz gibi tıpkı. Olumsuz duygularımızın yeterince akmasına izin verdikten sonra hep olumlu duygularımızı ve iyi tarafımızı besleyelim lütfen. Herkes için yeterince zor olan hayatı daha da zorlaştırmak yerine birbirimiz için kolaylaştıralım. Sözlerimi Ali Ural'ın en sevdiğim kitabından bi alıntı yaparak bitirmek istiyorum. Beni hiç yalnız bırakmayan canım dostlarıma gelsin.

"Sevgili Dost,

Sen lazımsın bana ve önemlisin hadiselerden. Çünkü büyük bir olaydır dostluk. Çok büyük."




Benim hala umudum var:kpss

Blogumun hakkında kısmında yer alan "Gece gündüz kpss çalışması gereken zamanda blog açan bir insandır kendisi" yazısına ithafen n...