28 Eylül 2018 Cuma

Anne with an E

Herkesin aynı rengi,aynı yemeği,aynı filmi,aynı çiçeği sevdiği bir dünya düşünelim. Siyah beyaz bir film sahnesi gibi olan dünya. Ne kadar da iç karartıcı değil mi ? Anne Shirley işte bu tür insanların yaşadığı ama aslında rengarenk bir kasaba olan Avonlea'den Marilla ve Matthew kardeşler tarafından evlatlık alınıyor. Marilla ve Matthew yaşlandıkları için onlara yardımcı olsun diye yetimhaneden erkek bir çocuk evlat edinmek istiyorlar ama kader onlara bir sürpriz yapıp siyah beyaz hayatlarına gökkuşağı gibi doğacak kızıl saçlı,yüzü çillerle dolu,hayal gücü kendi gibi harikulade olan,kitapların dünyasında yatıp kalkan ve hiç susmayan bir kız çocuğu gönderiyor. Hikayemiz de burada başlıyor. Anne yetimhanede karanlık günler yaşamış ve bu karanlık günlerin acısını biraz da olsa hafifletebilmek için kitaplara sığınmış hayat dolu bir çocuk. Avonlae kasabasındaki siyah beyaz insanlardan çok farklı. Gökkuşağının insan olmuş hali gibi. Tabii bu durum siyah beyaz insanların hiç hoşuna gitmiyor. Onlar her şeyin siyah beyaz olarak kalmasını istiyorlar çünkü. İlk önce kızıl saçlı olduğu için Anne'i dışlıyorlar. Sonra o da yetmiyor yetim olmasını söz konusu ederek onu üzmeye çalışıyorlar. Anne ise hiç pes etmiyor hepsine de haddini bildiriyor. Bazen heyecandan nerede neyi konuşacağını bilmediği için istemeden o da siyah beyaz insanları kırabiliyor. Hayal gücü bir okyanus büyüklüğünde olduğu için ve kitapların içinde yaşadığı için kelime haznesi o kadar bol ki konuşurken heyecanlanması ve doğru kelimeleri seçememesi ve çok konuşması gayet normal bir durum. İşte bu kızıl saçlı kız kasabayı rengarenk yapıyor. Dostluğu öğretiyor insanlara. Arada kan bağı olmasa bile aile olunabileceğini,sevdiğimiz insanlar için her türlü fedakarlığı çıkarsız bir şekilde yapabilmeyi, büyümek ve öğrenmek için farklılıkların şart olduğunu ve bu farklılıkların dünyayı güzelleştireceğini,önyargının insanın koca bir tabutun içinde yaşamasına sebep olduğunu,haksızlıklarla her zaman her şekilde mücadele etmeyi,kitapların koskoca bir sığınak olduğunu öğretiyor.


Ve siz de onunla beraber yaşıyorsunuz her şeyi. Yani ben öyle yapıyorum. Anne mutlu olunca ben de mutlu oluyorum. Biri Anne'e kötü bir söz söyleyince üzülüyorum. Ne maceralar yaşayacak diye heyecanla bekliyorum. Bence bu duyguları hissettirmek çok da kolay bir şey değil. Sırf bu yüzden bile izlenir bu dizi. Sadece çok konuşan insanlara tahammul edemeyenler belki diziyi sevmeyebilirler çünkü kızıl saçlı kızımız gerçekten de çok konuşuyor ama boş konuşmuyor. Kendisi de bu durumdan şöyle bahsediyor: "Büyük kelimeler kullandığımda bana gülerler ama heyecan verici ve betimleyici kelimeler var. Örneğin 'mest olmak' ve 'harikulade' gibi.'Büyük fikirleri ifade etmek için büyük kelimeler gerekir değil mi?'" İnsan ilk başlarda bu durumdan sıkılsa da sonraki bölümlerde hiç susmadan konuşsa diye beklediği bile oluyor.
   
Konuşsun ki bu tertemiz ve masum düşüncelerini içinde saklamak yerine büyük ve heyecan verici kelimeler kullanarak bizimle paylaşsın. Belki yüreklerimizin körelen bir yerine dokunur da orayı da aydınlatır belli mi olur. 
                Hani bazı kitapları daha ilk sayfasından,filmleri ya da şarkıları da ilk dakikasından çok seversiniz ya Anne with an E 1.bölümünün ilk dakikalarında ben sevmekten de öte diziye aşık oldum adeta. Gönlümde taht kuracağını anladım hemen. Umarım hepimiz hayatımızda bir kez bile olsa içindeki coşkuyu ya da fırtınayı sonuna kadar yaşarken bunu harikulade kelimelerle anlatıp bizim de hissetmemizi sağlayacak kızıl saçlı bir Anne ile karşılaşırız. Çünkü ondan öğreneceğimiz çok şey var. Yazımı dizide de geçen Jane Eyre'in mükemmel bir sözü ile sonlandırmak istiyorum: "Hayat benim için kin beslemek ya da yanlışlıklara odaklanmak için fazla kısa."

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

Benim hala umudum var:kpss

Blogumun hakkında kısmında yer alan "Gece gündüz kpss çalışması gereken zamanda blog açan bir insandır kendisi" yazısına ithafen n...